64

8. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı Sayfa 64 Cevabı ( Yıldırım Yayınları )

62

8. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı Sayfa 62 Cevabı ( Yıldırım Yayınları )

61

8. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı Sayfa 61 Cevabı ( Yıldırım Yayınları )

60

8. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı Sayfa 60 Cevabı ( Yıldırım Yayınları )

58

8. Sınıf Türkçe Çalışma Kitabı Sayfa 58 Cevabı ( Yıldırım Yayınları )

2 sene önce admin tarafından yazıldı, kere görüntülendi ve hakkında hiç yorum yapılmadı.

mum söndü,mum söndü nedir,mum söndü tanımı,mum söndü nasıldır,mum söndünün tarihçesi

Öncelikle yazımız iki kısımdan oluşacak. İlk kısımda Alevilik ya da diğer adıylaKızılbaşlarda günümüzde bilinen anlamıyla Mum Söndü olayını ele alacağız sonrasında ise İskender PALA tarafından kaleme alınan ve Mum Söndü olayının nasıl başladığını anlatan yazıyı sizlerle paylaşacağız.
Aslında en fazla yanlış bilinen tabirlerden birisidir “Mum Söndü” tabiri. Birçok kişi Mum Söndü olayını Alevilikte bir ibadet olarak görürler.
Ortaya atılan söylentilere göre Mum Söndü olayı, İbadet halinde olan Alevilerin Erkek ve Kadınlardan oluşan bir odada iken ortamın tamamen karanlık bir hale getirilmesi ve o karanlık ortam içerisinde birbirlerini görmeden ve kim olduğunu bilmeden birbirleriyle ilişkiye girmesi olarak söylenir.
Diğer bir anlatım tarzında ise birbiriyle hiçbir şekilde bağı olmayan iki bakir genç kızı ve erkeğin aynı odada bırakılarak karanlık ortamda ilişkiye girmeleri olarak ele alınır.
Ancak bu söylemlerin ikisi de tamamen yanlış bir tanımlama olup, bir anlamda Alevilik ya da Kızılbaşlık merkezinde yaşayan insanlara yapılan bir hakarettir.
Peki, nedir bu Mum Söndü olayının. Bunu size iki farklı şekilde sunmamız mümkün.
İlk sunacağım örnek aslında bir düşünce ancak ikincisinde sunulacak olan bilgi (İskender Pala tarafından açıklanan bilgi) daha akla yatkın ve mantıklı.
Mum Söndü gerçekte nedir. Bu soruya birçok kişi Osmanlı Devleti döneminde Yeniçeri Ocaklarının Alevileri dinlerini yaşamalarını engellemeye çalıştıkları, bu sebeple Alevi olarak damgalanılan evlere geceleri baskın yaparak dini vecibelerini yerine getirmeye çalışıp çalışmadıkları kontrol edildiği söyleniyor.
Bu sebeple Yeniçeriler evlerine yaklaştıklarında Aleviler evdeki mumları söndürmekte ve ibadetlerine o şekilde devam etmekteymişler. Bu sebeple Mum Söndü lafı ortaya atılmış.
Ancak bu noktada Osmanlı Devletinin halkına her zaman ibadetlerini açıkça ve hiçbir kısıtlamaya mahal vermeden yapma hakkı tanıması gibi bir durum yok sayılıyor ve buna bağlı olarak Osmanlı Devletinin sanki sadece kendi belirlediği dinleri halkının yaşamasına izin verdiği görüşü ortaya çıkıyor.
Konu hakkında eski kaynaklara bakmamda bu konuda bana somut bir delil vermediği için ilk seçeneği es geçiyorum. Ama aşağıdaki yazıyı okumanızı öneriyorum. Bana göre daha mantıklı olan açıklama budur.

İskender Pala ve “Kızılbaşlık ve Mum Söndü” Başlıklı Yazısı…
Anadolu Aleviliğinin tarihsel süreçteki adı Kızılbaşlık’tır. Bu kelimenin içini dolduran anlam yüzyıllar içinde değişmiş, bir zamanlar “Kızılbaşlık gibi unvanımız var” diye övünülen bir isim iken bugün saklanan bir kimlik haline dönüşmüştür.
Alevilere neden Kızılbaş denildiğine dair pek çok rivayet vardır. İsmin kökenini Uhud harbinde Kâinatın Efendisi Muhammed Mustafa’yı savunurken on altı yerinden yaralanıp başlığı al kanlara bulanan Hz. Ali hakkında kullanılmış bir tabir gibi gösterenler yanında, Şamanların kızıl bir başlığa bürünerek ayinlerini yönetmelerinden dolayı işi İslam öncesi dönemlere götürenler vardır. Bu iki uç görüş arasında Kızılbaş adına yorum getiren daha pek çok rivayet mevcuttur. Bu rivayetler günümüz Aleviliğinin çeşitliliğini ve makasın uçları arasındaki geniş yelpazeyi de işaret etmektedir. Yani Kızılbaşlığı Sünni İslam dairesine yaklaştırarak namaz kılıp oruç tutan bir Alevilik ile “Ali’siz Alevilik”i savunarak İslam öncesi Şamanlıkla bağlantı kurmayı tercih eden bir Alevilik arasında gidip gelen kültürel bağ. Başına kırmızı serpuş dolayan bir Alevi dedesinin “Kızıl-baş”lığı her iki uca da hükmetme iddiasında; heyhat!..
Kızılbaş adı Şah İsmail döneminde yaygınlaşıp resmileşmiş ve tarihsel süreçte bir övünç vesilesi olmuştur. İsmail’in babası Şeyh Haydar, Erdebil tekkesi müritlerine on iki dilimli kızıl bir taç giydirip kızıl sarık sarmaya başladığında müritlerini manevi derecelerine göre tasnif edip aynı kızıl başlığı sarıklı veya sarıksız olarak giydirmiştir. İsmail bu uygulamayı devam ettirmiş, şeyhliğini şahlığa tahvil edince de askerlerine, halifelerine, dai ve nökerlerine aynı kızıl başlığı giyindirmiştir. Güçlü bir devlet olup da II. Bayezid ile yaptığı andlaşma gereği askerlerini Anadolu’dan Suriye’ye geçirdiği vakit Anadolu’daki mürit ve muhipleri de kızıl başlık kullanmaya başlamışlar, Yavuz Sultan Selim döneminde de bunu bir kimlik göstergesi saymışlardı. Anadolu Aleviliğinin “Kızılbaş” adını kullanması ve diğerlerinin de onları bu adla anması o yıllarda başlamış, kızıl başlıklar ile beyaz başlıkların savaşı olan Çaldıran’dan sonra da yaygınlaşmıştır. Zaten Türkler arasında başa takılan başlıklara izafeten boy ve oymak isimleri eskiden beri kullanılmaktaydı. Siyah başlık (papak, kalpak) giydikleri için “Karakalpak” veya “Karapapak” diye anılan Türk boyu veya Anadolu’da “Karabörk”, “Karabörklü”, “Kızılbörklü”, “Akbaşlı” ve “Akbaşlar” diye adlandırılmış eski köyler bunun örneğiydi. Keza XVI. yüzyılda Özbek askerleri yeşil başlık kullandıkları için “Yeşilbaşlar”, Karakoyunlular kara başlık kullandıkları için “Karabaşlar”, Osmanlı askeri de beyaz başlık kullandığı için “Akbaşlar” olarak anılabiliyordu.
Şah İsmail’den Sonra Ne Oldu?
Kızılbaş adı bir hakaretin adına dönüştü. Birisine Kızılbaş denildiğinde onu aşağılama ve hamiyetsizlik iması öne çıkar oldu. Osmanlılar döneminde bu adı hakaret için kullananlar daha ziyade resmi ideolojinin temsilcileri idiler ve Kızılbaşlık düşüncesiyle mücadele için bunu yapıyorlardı. Onlara göre, durmadan isyanlara kalkışan, durmadan devletin başına çorap ören bu gruba karşı yaptırım ve cezaları haklı gösterecek bir zemin gerekiyordu. Gel gelelim, ötekileştirme çabası bilhassa Cumhuriyet’in ilanını takip eden yıllarda daha da arttı ve Kızılbaşlık gayr-i ahlakî bir tavır ile tanımlanır oldu. Bunun en belirgin göstergesi de “mum söndü” safsatasıyla örtüştürülerek halkın dimağlarına kazındı. Oysa “mum söndü” ifadesi, Kur’an’ın dışlandığı, imanın içinin boşaltıldığı, tekkelerin kapatıldığı, ibadetlerle birlikte dinî zikir ve tasavvuf adabının yasaklandığı, ibadet esnasında jandarma korkusuyla kapılara nöbetçilerin, sokak başlarına erketelerin konulduğu dönemin anılarını taşıyordu ve anî baskınlara maruz kalmamak için gizli kapaklı semah yapan Kızılbaş grupların bunu ancak mum ışığında yapabilmeleri ve yakalanacakları haberi gelir gelmez, yahut her dinî grup gibi kapıları dipçikle dövülmeye başladığında mumları söndürüp ortamı gizleme gayretlerine yakıştırılan suçlamanın adıydı. Tarihsel süreçte ise böyle bir suç bulunmamaktadır. Nitekim Osmanlı’nın hukuk sisteminde kriminal olayların kafa kâğıdı sayılan kadı sicillerinde buna örnek teşkil edecek dava ve hükümler yer almaz.
Kızılbaşlık geleneğinde mum ile semah ilk kez Şah İsmail ile Kalender Çelebi’nin mülakatlarında gündeme gelmiş, ikisi bir mum yakarak semaha kalkmışlar, mum sönesiye kadar (o zamanki mumların patates misali yamru yumru olduğu ve yaklaşık iki saat kadar yandığı bilinmektedir) vecd halinde dönmüşler ve sonra bitap düşmüşler. Bilahare bazı Kızılbaş gruplar arasında mumlu semah uygulaması kısa bir süre Şah İsmail sünneti olarak tatbik olunmuş, sonra terk edilmiş (Yeni çıkan Şah & Sultan romanımda bu konunun teferruatı anlatılmıştır).
Bana göre Türkiye’mizde barış ve huzur içinde yaşamanın yolu dayatmaları ortadan kaldırmaktan geçiyor. Ermeni, Kürt veya Alevi, başörtülü veya ateist, herkes kendi kimliğine uygun hayatı yaşayasıya kadar karşılıklı anlayış, saygı ve özgürlük ortamını desteklemek zorundayız. Ta ki bir Alevi kendisini “Kızılbaş” olarak tanıtmaktan utanmasın, hatta gurur duyabilsin. Bir “Alevi Açılımı”ndan söz edilecekse bunu başarmak durumundayız.
Yazı Kaynak : http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1040

kaynak:http://www.akbalix.com/blog

Etiketler :
Yazar: admin
Benzer Yazılar
Aret Vartanyan
Bir ilişkide bir taraf güçlüyü, bir taraf güçsüzü yaşatıyorsa o ilişki sürmez. Bir ilişkide bir taraf diğerine hükmetmeye çalışırsa o ilişki de sürmez. Bir ilişkide bir taraf diğeri için hayatından, kendinden vazgeçiyorsa o ilişki başlarken niteliğini kaybetmiş dem...
Aret Vartanyan
Bir ilişki sadece korkulardan, alışkanlıklardan, zorunluluklardan devam ediyorsa hiçbir anlamı kalmıyor. Yüreğinin çarpmadığı, paylaştığını hissetmediğin, yatağını paylaştığın insanın gözlerinde kaybolmadığın bir ilişki seni her gün öldürüyor....
2014 Uydu Sorunu Yeni Uydu Ayarları
ARKADAŞLAR BU GECEDEN İTİBAREN TÜRKSAT 2 A UYDUSU DEVRE DIŞI KALACAK KANAL YAYINLARI 4 A UYDUSUNA GECECEK UYDU ALICILARINIZ TKGS İLE UYUMLU İSE OTAMATİK GUNCELLEME OLACAK DEĞİL İSE FREKANS : 11844 MHz POLARİZASYON : DİKEY (V) SEMBOL ORANI : 2222 FEC : 3/4 İLE GUNCE...
Paylaşmak Nedir ?
 Paylaşmak anlamını kaybetmektedir. teknolojik ürünlerde çabuk paylaş butonlarıyla yada ne yaptığını ne ettiğini sürekli paylaşan insanlarla; yalnızlaştıkça daha bir çok paylaşmaya gerek duyuyormuşuz gibi geliyor ama paylaşımlar daha anlamsız gereksiz oluyor ç...
Hırslı İnsan Özellikleri
Hırslar insanları insanlıktan çıkarttı... Maneviyat hiç kimse için önemli değil artık....Çıkarlar,ayak oyunları,aşağılık komplolar ve mobbing birey olarak değerinin farkında olsan ne olur ya onlardan olacaksın yada dışlanacaksın... Artık insanlar tek tipe doğru git...
Çok Konuşmak Boş Konuşmaktır
 habire konuşuyordu, hic dinlemeden. anlattiklari hep kendine aitti. dunyanin merkezinde o vardi, herşey onun etrafinda dönuyordu. soru soruyor ama cevabiyla ilgilenmiyordu. ikide birde boşluga dalan gozleri, insani huzursuz ediyordu. sorularina verilen c...
Kendine Güven ve Başarı
Kendine guvenen her insan basarili olur.kiskanclik ve haset insanin kendini yemesi ve kendi sonunu hazirlamasi demektir.insan insandaki basarilari taktir etmelidir.bu evrene hepimiz bir amac icin geldik ve kotulerin kazandigini dusundugumuz bu dunyafa aslinda iyile...
Beşiktaş Çarşı Aret Vartanyan
Ben bir Fenerbahçe taraftarıyım, bir İstanbul aşığıyım, Beyoğlu'nun, Beşiktaş'ın, Moda'nın, Adalar'ın, bu şehrin sokaklarının çocuğuyum. Yaşım kadar bilirim Çarşı'nın deli dolu, duygusal insanlarını ki akranlarım var, dostlarım var, abilerim var. Velevki birkaç kiş...
Hayat Arkadaşı
 Her kırısıklıgınıza o tanık olsun ve bundan mutluluk duysun istiyorsanız bunlar aşkın en güzel temennisi. birbirini öyle ak saçlı ve kırış kırış bir parkta yürüyüş yaparken hayal edebilen ve bunu düşündüğünde mutlu olan çiftten bahtiyarı yok.. Fakat artık ins...
İç Güzellik
Yüzündeki çizgilerden çekinme, örtmeye çalışma. Ben seni gözlerinden taşan yüreğinle seviyorum. Tüm yaşanmışlıklarınla, geçmişinle, seni sen yapan her şeyinle... Ben naylon bir bebeği değil, beraber yaşlanmayı seçtiğim insanla yaşlanmayı, her anı kutsuyorum.Aret Va...
Yorumlar (0)

Bu sitede yayınlanan yazılar kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.Tüm hakları saklıdır.